ben nereye gidersem orası yalnızlığın değil,hüznün başkenti oluyor.

Uşak'ın küçük bir şehir olmasını seviyorum. Gece otogar dönüşü eve kadar yaya gidebilmeyi, bilinecek belli yolları az olduğundan rahatça sokaklara dalabilmeyi ve her zaman mevsimine uygun havası oluşunu... Yaşlılığının son dönemlerini geçirmek için harika bir şehir olduğunu düşünüyorum.
Buraya her dönüşümdeyse karnıma giren bu ağrıya anlam veremiyorum zira kendimi 23 Zilkade 1340 doğumlu hissederdim...92sine yeni basmış genç bir kadın...

Göz bebekleriyle gülen o çok sevgili adam bunları konuştuğumuzda "senden genç olmam beni çok rahatlattı" demişti...Sahi Uşak'ı güzel kılan şeylerden biriydi onun varlığı...Karanlık,köhne pasajdan geçip küçük sıcacık renklerle bezenmiş biricik sohbet mekanına ulaşmak,eve dönüş yolunu bilmenin ne anlama geldiğini bilecek yaşlardaysanız, size, onca zaman ne diye buraya gelmedim ki,işte tam da olmam gereken yer burası dedirtirdi...Bir yıl oldu gitmeyeli çünkü huzur veren şeyin mekan değil de oradaki sıcacık sohbet olduğunu O'nun ölümüyle çok acı bir şekilde algıladım.


"Biz aynıyız" deyişine yürekten inandığım tek insandı ve çok zamansız bir zamanda gitti.Ölümün,ayrılıkların,acıların zamanı yok.Bakıp,görmeyi unutmanın,duyup dinlemeyi unutmanın ve hissetmeyi büsbütün unutturan hadiselerin zamanı yok...

Bu konuda anlatacak çok fazla şey var...Okumam için verdiği hikayelerini kaybetmemin pişmanlığı,okul-evlilik öncesi staj niyetine verdiği samimi öğütler ve daima cesaretlendiren konuşması...

Fakat şimdi anlatamam sevgili okur çünkü bugün Uşak'ta yağmur var..

.dinle.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

sizi bilmem ama benim aklım kaçtı.

blue is the warmest colour

ben bu yazıyı sana yazdım