3 Temmuz 2018 Salı

3.7.18

Yüreğime zincirlenmiş ağırlıklar vardı.
Kurtuldum...
Çıkarıp attım acıtsa da kanatsa da sonuna kadar dayanıp 
Etime geçmiş dikenleri bir bir söktüm attım.
Bu kadar zor olmayabilirdi ben her zamanki ben olsaydım
Kolayca " tereyağından kıl çeker gibi"...
Trenlerim tek gidişlik artık, geri döneceğim yollara çıkmayacağım.
Bir ben varım bir evim.
Evim gibi bildiğim kalbim.
Aklımla sahip çıktığım tek varlığım.
Hayret çığlığı sessiz bir ninniye dönüştü zihnimde
Asılsız bir tanrının adını sayıklayarak uyutuyor 
Kalbim çok kolay inanıyor kalbim ellerimde
Ayırdığım saçlarımı  iki yandan ördüm 
Nasılsa bu masal da biter diye
Güzel hayaller büyüttüm.
Kurtuldum
Yüreğime zincirlenmiş ağırlıklardan.

13 Haziran 2018 Çarşamba

potayto! potahto!


Bugün çok neşeli uyandım, beni işe götürecek otobüsü beklerken dans ediyordum, inanabiliyor musun!
Dans etmeye devam ettim, otobüste, trende, yollarda, işte çay doldururken, işimi yapmaya başladıktan sonra ayaklarımla ritm tutarak hatta şu an bu yazıyı yazarken...
Yazmadıkça paslanıyor insan, iki lafı bir araya getiremiyorum, görüyor musun?
İçimde diyorum, burda, karnımda, hissediyorum, bir mutluluk var.
Belki, önceden kalan, belki geleceğe heveslenen...
Kocaman bir gülümseme var suratımda.

İzmir'de hava hep sıcaktır, insanlar hep sıcaktır, yollarda görüyorsun, saygılı beyfendiler, hür ve güzel hanımefendiler görüyorsun.
Bir şoföre selam veriyorsun, suratı aydınlanıyor, bütün neşeni paylaştığın yabancı, neşeni ikiye katlıyor. Nezaketle yol veriyorsunuz birbirinize. Bir şehre alışmak bu kadar kolay olmamıştı. 
Kim demişti acaba, evden çıkmadıktan sonra tüm şehirler aynıdır diye?
Öyle sahi..
Hadi çıkalım dışarı.
Güneşe doğru yürüyelim, gün batana dek, yanaklarımıza kırmızılar yerleşene dek yürüyelim.
Bugün "ben" olduğumu unuttum,
belki de aksine varlığımı daha derin algıladım.
Belki de iki durumda da hiçbir önemi yok, başım göklerde.
Saçlarım, aklımın havada oluşundan mı maviye özendi dersin?
Hadi yürüyelim, ayaklarımızın altındaki toprağı hissedelim,en son ne zaman hissetmiştin bunu?

Gönlümü kaptırdığım beyfendilerden biri olan Fred Astaire'nin filmlerindeki gibi olacak,
 birden hep beraber dans etmeye başlayacağız, mutluluktan eteklerimiz uçuşacak gibi hissediyorum. Keşke eski filmlerin, eski kitapların kurgu dünyalarına girebilsek, sonsuza dek orada yaşamak isteyeceğim bir kaç seçeneğim var.
Hadi dans edelim!



6 Mayıs 2018 Pazar

sevişirdik bazen

Bu yazıya başlarken ne çok dolduğumu düşünüyorum. Bana yazılmamış yazıların tümüne surat asıyorum sanki,sözünü almadığım tüm içtenliklerin sızısını hissediyorum. Ortadan ikiye yırtıyorum bedenimi, herkes için başka bir ben, başka bir öykü. Beraber yazamadığımız tüm öykülerin yerine...

Karnımı avuçluyorum, avuçlarımda sahipleniyorum kadınlığımı. Varlığının hem ağır hem de aynı anda hafifletici olabilen hacmini duyumsuyorum. İnsanlıklarına faydası olacağını düşündüğümden paylaştığım kimseler oldu, kadın olduğumu çok sonra fark ettim. 

Sen aklıma koyana kadar, kapını bana ait olan bir anahtarla açmanın hayali kurmadım hiç. Aynı akşam aynı kokuları aynı atmosferden içimize çektiğimiz, kitap okurken seviştiğimiz,aynı tatları tattığımız fakat asla aynı hisleri duyumsamadığımız akşamları paylaşırken, alıştırdığın bir oyun olduğunu farketmemiştim henüz.


24 Şubat 2018 Cumartesi

geri dönüşler yok.

Selen bana bir saksı aleo vera getirdi. Kökleri tutunca çoğalırmış. Kökleri toprağa tutunmalıymış. Direkt konuya girmek gibi olmasın, başarısız olduğum ne çok kök salma girişimi var!

2009'da burada yazmaya başladım. 15 yaşında kafası karışık bir çocukmuşum. Benimle yaşıt pek çok aklı cinsel organıyla yer değiştirmiş kimse çoktan bir yerlere kök verdi, tutunduğu yetmezmiş gibi çiçek de açtı. Hep yeni saksılar,yeni tohumlar denedim, kuruyup boynu bükülene kadar gövdemin, hep denedim.

Selen benim bölüm birincisi arkadaşım, bu şekilde tanıtılmayı hak ediyor, çok çalışıyor.
Selen benim arkadaşım, bu şekilde tanıtılmak için geçmişinde ne günah işledi bilmiyorum.
Selen.
Ödediğim ağır kefaretten sonra hayatıma giren serin bir soluk, aklımı doldurup aynı hızla boşaltan huzur dalgası.

Kendime değilse de size borçluyum yazmayı. Yarım yamalak cümlelerim, avuç içi kadar kelimelerimle yazma işine kendimi layık görmüyorum zira.
Artık görmüyorum.
Neye koşsam adımlarım eksik, neye meyil etsem; fikrim, hevesimden seviyelerce aşağıda.

İçimi dolduran özgürlükle Bornova sokaklarında hayalini kurduğum yazarı aramak gibi, hiç tanımadığım, sesindeki heyecanın beni görene kadar süreceğini bildiğim bir adama kapımı aralamak gibi, durup dururken bir şehri terk etmek gibi heyecanlarım yok artık.
Mutluyum.
Mutluluk beni öldürüyor. İçim ölmüş, içim yazmıyor,üretmiyor. Sadece rüya gördürüyor. Uzun uzun koştuğum,yeni şehir haritaları çizdiğim,uçtuğum,sevdiğim rüyalar...Rüyalarımda sen de beni seviyorsun...

Mutluluğumu sabote etmek için pek çok şey yapıyorum. Beni neden böyle sevdiğini anlamıyorum. Birlikte bu kadar mutlu olabilmemiz başka herkese, her şeye haksızlık sanki. Başkalarını istediğimi söyledim,olur dedi. Hep yanımda kal dedim,olur dedi.Sadece sözlerle olsa da her şeyi düzeltme kudreti iki dudağımın arasındaymış gibi davrandı. Konu bu değildi.
Kendimle ne kadar çok çelişiyorum,ne kadar zorlanıyorum, cılız köklerimi ne de ürkekçe bırakıyorum kimse görmüyor.
İyi ki yalnızlığıma kimse dokunmuyor.


bilme.

Only love can hurt like this...

Kendimi çevreledim. Sımsıkı kapattım. Güneş almayacak duvarlarla ördüm. İçerde neler oluyor bilme. İçerde neler ölüyor bilme.


26.5.15

Hiçbir bok bilmeyip, az konuşup çok bilir görünüyorum.
Hiçbir şey değişmedi.
Ayın yirmi altısı...
Evrende herkesin bir köşesi olduğunu düşünürdüm.
İkinci bir köşe edindim iki gün önce.
Sevgi'nin tabiriyle gri kedimle öldüğüm köşe...
Banyoda bayılacak olduğumu hissetmiş olmalı.
Hiçbir şey hissetmiyorum.
Farklı bile hissetmiyorum.
Kokusunu özleyeceğim adam başka bedenlerden geçip, başka bir sevgiye tutulup kalmış.
Bense kimseyi sevememişliğimle ordaydım.
Hisleri kolay kılıp fiziksel acıyı ikiye katlayan şey bu muydu?
Günlerdir rüya görmüyorum.
Biliyordum.

12 Eylül 2017 Salı

sen de sıkılmadın mı yalanlardan?

Buluştuğumuz akşamlardan birindeydi,gece yarısı olmadan beni eve bırakırken, "kimsenin seninle isteyerek arkadaş olduğunu düşünmüyorum" demiştin. Haklı olabileceğini bildiğimden,içten içe kan bağım olan insanlarla bile aramda sevgisizlikten mütevellit kasım soğukları estiğini bildiğimden, veda öpücüğünü yine de kondurmuştum dudaklarına.
Onca zaman geçti üzerinden, hala herhangi birinin benimle arkadaş olmaya cür'etini anlamadığım gibi, onca zamandır hala nezaketen tüketicilik olarak adlandırmadığımız bu pragmatik birlikteliklerimizin neye göre başlayıp bittiğini düşünmeye de yeltenmedim.
Kızmadım,bil istedim.

Her şeyin başı merak.

Havasını soluyarak büyüdüğüm bu şehirde,yalanlardan ve kullanılmaktan yorulmuşken seni bulmamın nedeni de buydu. Yüzmekten kesildiğim anda o korkunç açıklıkta bana uzatılan el seninkiydi. Acılarımızı bölüşüp bir olma hayali gütmüştük bir süre. Sonra birdenbire...
Sonra birdenbire, beni çeken el, yine beni o soğuk boşluğa bıraktı.
Neden bilemedim.Neden soramadım.Neden düşünmek dahi istemedim.
İstediğin ruh olmadığımı düşündün belki,bilmek istemedim.
Kırılmış bir kalbin neler yapabileceğini bilemezsin.
Sanırım bu kadarına tahammül edebilirdin.
Kayboldun,hiç olmamış gibi.
Ama,
Kızmadım bil istedim.

Her şeyin başı kendi ruhumuza eş tutabileceğimiz birini bulmanın hayali.


Sadakatini yalnız kendine bağlamışken biri, ondan tüm geçmişini sunmasını isteyemezsin.
Gelecek tek bir gecede yazılamayacağı gibi, geleceğinden ölesiye korkan birine her şeyin daha iyi olacağına inandıramazsın. Geri alacağını bildiğin bir  bağımsızlık umudu verdikten sonra bunun beni neye dönüştüreceğini bilmeden bana gelmemeliydin. 
Uzun kızıl saçlarını saçlarıma doladıktan sonra, gülüşüne beni kattıktan sonra, benden daha fazlasını isteyeceğini bilmem gerekirdi.
Yine de,
Kızmadım ne sana, ne bana.
Bil istedim.

Bizi bizden daha iyi kim anlardı ki zaten?
Sen de sıkılmadın mı yalanlardan?



1 Haziran 2017 Perşembe

ben bu yazıyı sana yazdım

Yazmayı kolaylaştıracakmış gibi bakıyoruz boş sayfaya.Bakmanın yardımı olmadığını anlayana dek aklımızdan olup bitenlerin yanında "olsa ne de güzel olurdu"lar geçiyor. Yazmaya hala faydası yok. Acılar yazdırıyordu, mutluluk yaramıyor.
Mutluluk,korkutuyor.
Mutluluk,mutsuz ediyor.
Mutluluk büyütüp adam ettiğin davranışlarını,hislerini,tepkilerini,kendine ezberlettiğin değerleri sikip atıyor.
Kalabalığa çıkamadığında anladın.Sıradan bir pazar yerinde, sıradan bir metro durağında,kampüste,koridorlarda anladın. Değişmek, sayfaları art arda örttüğün defterler gibi değil,birinin üzerini kapayınca yeni bir sayfaya öylece geçemiyorsun.
Artık teşbih de yapamıyorsun. En azından şu noktada hatırlamaya çalışıyorsun. Kimi zaman bilgisayar başında kimi zaman küçük mavi defterinin başında geçirdiğin geceleri,selamladığın sabahları hatırlamaya çalışıyorsun. Yürüdüğün yollarda geride nelerini bıraktığını arıyorsun.
Bunun hakedilmiş bir mutluluk olduğuna bir türlü inanamıyorsun.
İkna olman için canının yanması mı gerek? Başta onun da ödemesini yapmadın mı peşince?

Etraf yüzüne hiç bakmadığın, isimlerini bile öğrenmeye zahmet etmediğin insanlarla kaynıyor. Hepsinin bunun için bir sebebi olduğuna inanıyorsun. Dostluklar da kardan adam gibidir,eriyecekleri bile bile inşa edilir. Şans verdiklerin de oldu; sana dair merakları geçene kadar ya da bir kadın bedenini tattığını öğrendiklerinde değişmelerine kadar...En açık görüşlü, en "pff toplumsal cinsiyet rolleri çok saçma, pozitif bile olsa cinsiyetçiliğe katlanamam" diyenler bile "aman yahu sonra bize de sulanmasın" gibi bombok laflar edene kadar, insan tanımaya kapılarını araladığın olmuştu. Kimse istediğini veremedi,kimse beklediğinden bir adım ileri bir insan olamadı. Kimse olamıyorken hak edemediğini düşündüğün bu güzel hikayede o nasıl oldu da esas oğlan oluverdi?
Sahiller gezdin,şehirler gezdin,bilmediğin caddelerde yürüdün,tanımadığın insanların arasında sırf o yanında diye korkmadan, hiçbir şeye aldırmadan kaygısızca yürüyebildin.

Birbirimize yetiyor olmanın verdiği rahatlıktan,sevişmenin tadından,hep bir şeyler öğreniyor olmanın verdiği huzurdan,senin kadar uzay-zaman kaçığı oluşundan...

Sebepleri de var. Görünülüyor,dokunuluyor,tadılıyor...
Yine de korkuyorsun.
Tuzak bunlar diyor, şu an mutlu olduğun için gerçekten mutlu olduğunu sanıyorsun,yara alacaksın diyorsun.
Sevdiğin tüm adam ve kadınlar ölü,daha ne olsun?

İçinde sönmek üzere bir kaçma isteği duruyor hala, sönmek üzere de olsa titrek bir alev olduğunu bilmek kemiriyor içini.
Birilerini,bir şeyleri seviyor olmak ağır,hiç sana göre değil.
Sevdiğin tüm adam ve kadınların ölü oluşu bundan...

7 Ekim 2016 Cuma

blue is the warmest colour

Gelecek kaygısı fazla etkiledi,gelecek kaygısı olmaz olası hikayelerde adımı esas kız rolüne yazdırdı. Mutlu olduğuma o denli inandırdım ki kendimi, düşünmedim bile.Epeydir kafamın içinde bile kısık sesle konuşmaya çalışıyorum ya zaten.

Neden her seferinde böyle olduğunu bildiğim halde uzun soluklu yaşamaya kalkıyorum bu süreçleri? Kiminle 3 günden fazla yan yana kalabildin ki? 

Kronikleşti adeta, 3 ayda bir kaçıp gitme isteği yanıyor içimde. Sırf kendime yalnız kalabileceğim bir alan yaratmak için,bunun böyle olacağını biliyorduk,evet.

Evrimimi kafası karışık bir mandalina olarak tamamladım,ilerleyemiyorum.
Saçlarımı boyadığımdan bu yana daha kırılganım. Mavi ne hüzün doluymuş meğerse. Ağır mutluluklar gelirken arkasında o piç huzursuzluğu saklamasa...Bile bile buyur etmesek.

Öldürdüğüm adamlar vardı,her sabah çayını doldururken içine kötülükler ektiğim,başka kadınların,başka hikayelerin sadist karakterleri oldular şimdi. Hiçbirini geri almak istemem. Yaptığım her şeyden memnunum.Fakat anlarlardı,dert ettirmezlerdi, çaylarını yudumlayıp,her şey kötüleşmeden çekip giderlerdi. Karşılıklı bir anlayış söz konusuydu.

İstediğim şeyleri yazamıyorum. Senin de ne hissettiğini bilmiyorum ve doğrusu kendimin de.Uzanalım geçsin.

3.7.18

Yüreğime zincirlenmiş ağırlıklar vardı. Kurtuldum... Çıkarıp attım acıtsa da kanatsa da sonuna kadar dayanıp  Etime geçmiş dikenleri...