"Oh well, the devil makes us sin but we like it when we’re spinning in his grip.."




Acıları ne kadar derin hissetmeye çalışırsam o kadar rahat o kadar kendime gelmiş hissediyorum.Kimseden gelmediğim gibi kimseye de gitmiyorum. Öylesine hiç sevilmemiş ve adını sevgi koyamamışlıklarımla geçip gideceğim.Bazen gerçek olmadığınızı düşünüyorum,hepinizin..Görmediğim şehirlerin uydurma olduğunu, tüm şehirlerin aslında aynı sokakların dönümlerinden meydana geldiğini...Bazen öylesine bir ayarlanmışlıkla hayatıma uğrayıp gittiğinizi düşünüyorum.
Halbuki bizim acılarımız buna benzemezdi,yaşam gayemizden başka telaşımız yoktu.Yalnızlığa odaklı hayatımızda hiç böyle başkalarının bıraktığı boşluklarda öldürmemiştik kendimizi...
İçimdeki sıkıntı...
Selim'e seslenişlerim de yanıtlanmıyor..Diyorum ki, Selim, karnıma düşen bu uğursuzluğu neyle açıklarım?İkimiz de istemiyoruz Selim, bu kırık genleri, bu incinmiş ruh halini başkalarına aktarmak,başkasının tutunamamasından sorumlu olmak istemiyoruz.Sen kurtuldun Selim, ya ben?
Ses gelmiyor,Selim gelmiyor...
Bu düşüncelerimin içinde bir insan geliyor, dokunuyor ve tanışma hevesinde büyülü bulduğu her yönüm bir müddet sonra tahammül edinemez takıntılara dönüşüyor.Bana sempati duyan bir insanı daha hızla öldürdüğümü düşünerek biraz daha kırılıyorum.İçimdeki bu uğursuz sıkıntı büyüyor.
Sıkıntılarım yüzünden değişecek miyim?
Elbette hiçbir zaman beklentilerinizi karşılayıp olmamı istediğiniz insana dönüşmeyeceğim.Birbirimizi hızla eskitip kendi hayatlarımıza devam edeceğiz ve nezaketen buna tüketicilik demeyeceğiz.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

sizi bilmem ama benim aklım kaçtı.

blue is the warmest colour