başkaldırıyorum o halde varım.

-Erken değil mi? dedi Sevgi.

Zamanı olur mu ki? Kendine kendini hatırlatmanın amatör ve oldukça aptal bir yöntemini seçmiş benim için, o saçma, kendimce psikanalizlerle doldurduğum,acılarımla renklendirdiğim aptal defteri yırtıp atmamın ve nihayetinde hiç yaşamamış olmanın bir yolunu bulduğumu düşünüp kendimi rahatlatmanın...Zamanı var mıdır?

Hayatımın saçma yanlış anlamalar,utanç verici sevgiler ve çok, çok acıyla dolu olduğunu bilmemin ne faydası olurdu ki bana geleceğimde? 

Sevildiğimize asla inanmayacağız.

Kendi kendimi kontrolden azat edeli epey olmuş olmalı,romanlarımda sık sık bahsi geçen o göğüs kafesinin ortasındaki kocaman boşluk,işte tam burada...Kendi kalbimin atışını duyabiliyorum,çıldırtıcı.Elimi uzatsam tutup sıkabilir,avuçlarım arasında kendi nefesimin sonunu getirebilirim gibi geliyor."Ölebilirim ama ölmüyorum." 

Yok edersem hatıralarını da silebilirim zihnimden diye düşündüm.Pişmanlık kelimesinden uzak durmaya çalışıyorum.Hayatımdaki yegane pişmanlık birbirimize benzediğimizi söylediğinde ona inanabildiğim tek adamı erken kaybetmek oldu.

Sevildiğimize asla inanmayacağız.

Varlığımın tek bir ispatı kalmadı geride.Geçmiş anılarımın,daha çok utançlarımın...Sevdiklerim?..Saygıyla sevdiğim herkes ölü...Ve yakınlığını tartıp biçmeden çok çok yanlış bir şekilde sevdiğim ve şimdilerde zihnimdeki hayal meyal anısıyla hatırlayabildiğim adamın her bir sözünü tutup,onlardan biri olan arkadaş edinmenin yersizliği konusunda da diğer her şey gibi ona uyduğum için unutmamı gerektirecek,beni zorlayacak birileri de yok geride...

Bundandır, herkesin acı tuttuğu olayları duymazdan gelişim,gündeme uzak duruşum,tek bir sohbet kurmayışım,yaşadığım dünyayla bağımın olmayışı...Savunduklarıma güvenimi yitirmekten korkardım,güvenecek tek bir şeyim kalmadı.İnsanlığımı yitirmekten korkuyorum ki onu yitirmeme de az kaldı sanıyorum.En son ne zaman ağladım hatırlamıyorum,gözlerime yaşların dolmayışı belli belirsiz bir kibrin çoktan kalbimi esir almış olduğundan mı yoksa unutacak kadar taşlaştım mı çoktan insanlığımı? Hissedemediklerim,tutku,heyecan,alabildiğine mutluluk? Yerlerini çoktan kalıcı bir kederle mi değiş tokuş ettiler? 

Geçmişimle doldurduğum defterimden kurtulmak beni ölümüne en çok özendiğim Beşir Fuat'ı sevmekten de vazgeçirir mi?İntiharıyla içimde çocuksu kalan ne varsa beraberinde sürükleyip götüren Fuat'ı...Ben merkezli minik acılarımla ortada kalmamın ilk nedeni değil mi onun intiharı...Gerçek anlamda kanının son damlasına kadar yazan çok sevgili adamı da sıyırabilir miyim zihnimden? Beni bana hatırlatan tek şeyi,her şeyi sembolize eden defterim onu beraberinde götürecek kadar güçlü değil.

"Erken değil mi?"
Öyleyse bile bundan dönüş yok.Artık anısı olmayan,üslupsuz,kendisiyle hiç tanışık çıkmamış,kalemine emek vermemiş bir yazarım.Tek bir yazım yok.Anım,lise,ölenlerim,sevmeye farklı bir yol bulamadığım çok sevdiğim,hayatımdaki yerleri yalnızca isimlerinden ibaret olan tanışıklıklarım ve ben bile.Kendime dair bildiğim,sonuca bağladığım,davranışlarımı tarttığım ve romanlarımdan bolca alıntılarla yine kendimle bir tuttuğum tüm duygular,hareketler...Düşünmek istemiyorum ve acizce yalnız kendi geçmişime,yersiz acılarla süslediğim geçmişime başkaldırıyorum.Öyleyse varım.

Geriye kalan bir ben bir de beni bana tamamlayan Sevgi.Onu korkutmak istediğimden değil ama kendine dair anılarına bile katlanamayan ve aptal zihni paranoyalarla dolu olan benim için bir tek onun güveni,sevgisi önemli...Anlatamadıklarım...Beni bilen bir o kaldı...Güvenini istediğim bir o var...Hayati bir önem taşıyor süsü vermemeye fazla çabaladım ama korkarım öyle.Kendimi unutmamda bir yanımı bağlı tutacağım bir Sevgi var...

"öyle güzel unutmuştun ki,hatırlatmaya kıyamadım"


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

sizi bilmem ama benim aklım kaçtı.

blue is the warmest colour

ben bu yazıyı sana yazdım