15 Ocak 2019 Salı

1001191783

dinle.


İçim ne zaman bunalsa, yuvarlak göğüslerime sığınıyorum. Kendimden başka sığınağım yok. Artık saçlarım örtmüyor, halbuki eskiden kızıl upuzun saçlarım, göğüslerimin üzerinden akarken, daha güzel bir görüntü yoktu yeryüzünde.
Kendi bedenime duyduğum hayranlık belki de ölümsüzlüğe hasret duyan kırgınlıktan. Geride bir şeyler kalsın istiyorsun, bir fotoğraf, bir çizgi. Boynun ve kulağın, elin ve tırnağın, göğüslerin ve belin...

Her hikayede kahraman başkaları tarafından sevilmeyi arzu ederek zamanını harcıyor. Kendi için yaşaması gereken zamanı başkalarının kabulünü elde etmek için hiç düşünmeden heba ediyor. İyiliğe karar veriyor, kötülüğün pençesinden asla kurtulmamış olduğunu fark ediyor.Kimse öyle durduk yere kötü olmaya karar vermez. Kimse karar vermez. Hislerden ibaret basit yaratıklar olduğumuzdan, sevgi, kabul arayışı içinde davranışlarımız belirleniyor. Daha önce yazdığım hikayelerde, herkesin bir sebebi vardı, herkesi oraya iten bir neden vardı. Kimse bu nedenleri açıkça göremiyor.Kimse kimsenin tamamen iyi- tamamen kötü olmadığını anlayamıyor.
Kendimi bundan uzak tutmak için hep özen gösterdim.
Ben böyleyim dediğim günden bu yana kimsenin ilgisini istemedim. Kendi kendime hep yettim. Kendi kendime öldürdüm yaşamaması daha iyi olan şeyleri, kendi kendime gezdim şehirleri ve kendi kendime seviştim çoğu bedende, kimliklerinden bağımsız olarak.
Phausanias benim metodumu "koleksiyonculuk" olarak tanımlıyor. Bedensel hazla kurulan ilişkilerin bayağılığından bahsediyor. Aynı dili konuştuğum tek bir insan yok ancak dokunmayı biliyorum. Belki Agathon'un dediği gibi bütünlük arayışı içindeyim. Beni bütünleyecek ruhu arıyorum. İçten içe böyle, bu bedenle, evrenin bu köşesine fırlatılmış hissediyorum. Bütünü kendim büyütmeliyim. Kimse yok. Dışarda kimse yok.

Evrende benim için esas olan özgürlük.Fikrimin, vicdanımın, bedenimin hürriyeti.

Elde etmek için biliyorum.Bilme eylemimi insanların en çok bocaladıkları konulara çekiyorum. Üzgünüm, orada bir Tanrı yok, üzgünüm kimse kimin tarafından bağışlanacağını umursamıyor.

Elde etmek için sevişiyorum. Her birinde kendimi tanıyorum. Herkeste başka bir ben var. Seviştikçe bedenim hafifliyor, özgürlüğü hissediyorum.

Varlığımın özü, özgürlük.
Özgürlüğümün iki sağlam ayağı var.
Bilmek ve sevişmek.

27 Aralık 2018 Perşembe

kaçış estetiği

Elimde daima bir kibrit tutuyor gibiyim. Hiç sönmeyen bir kibrit. Başkalarıyla kurduğumuz ilişkiler sıkıcılaştığında, zayıflaştığında, her şeyi arkama itip üzerine kibrit atıyorum. Yeni bir kibrit çakıyorum. Başladığım her ilişkiye/iletişime bir gün bitmesi umuduyla girişiyorum. Biten her iletişim sahnesini iki kolumu açıp arkamda dertop ediyorum. Ellerimle göremeyeceğim yere topladığım rahatsızlık yığınını, hemde hiç düşünmeden ateşe veriyorum.
Elimde her zaman hazır bir kibrit var.
İçimde her zaman yerle bir etme isteği,taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmama arzusu kor gibi... Her şey alevimden nasiplenmek zorunda.
Kendi hikayemde Alice benim, harikalar diyarından ayrılalı çok olmuş, başka herkese deli görünen Alice'im. 

25 Kasım 2018 Pazar

aldatmayı severim, aldatılmak garip,kekremsi.

Kapıyı çarp, çık!
Kapıyı çarp, çık!
Kapıyı çarp, çık!
Kapıyı çarpıp, çıkmalısın yarın.

Gidecek yerlerin var.
Artık asla güvenmiyor olduğun ömrü en çok 7 aylık arkadaşın, kuzenin var.

Kapıyı çarp, çık. Çünkü güvenme acziyetini gösterdiğin bu insanın gözlerine bakamazsın artık.
Herkes ne de hevesli, ellerine geçeni saplıyorlar bedenine.
Kapıyı çarp çık.
Içinde bağırıp duran bir kadın var, susmayacak.
Güvendiğin herkesi yitiriyorsun.
Güven duyduğun kimse kalmadı.
Güven ve düzen kadar korkunç bir şey yoktur diyordu Tezer, ne doğru.
Ağzımda ermemiş dut tadı var.
Içimde bağırıp duran bir kadın var.
Içimde herkese üvey bir insan var.

20 Kasım 2018 Salı

sapık orospu

sevişirken duyduğum en güzel tanımlama.
en doğru.
içimde sakladığım yırtıcı hayvanı bir an için görebilen birinin söyleyeceği şey.
gerçek fantezilerimi bastırıp sizinle oyunlar oynarken, bir an duruma uygun sahneleri aklımdan geçirirken, görüp hoşlanıyor, isim vermek istiyorsunuz.
inleyişimi duymaya bayılıyorsunuz, kendinize pay biçtiğinizden...
inleyişimi bastıramayışım, vücudumu çok iyi bilmemden, çok iyi kullanabilmemden.
inleyişim hazza soluk soluğa koşmamdan...

asla bitmiyor sevişmelerimiz.
biraz daha sürsün istiyorsunuz, biraz daha dinlemek.
böyle inlersen dayanamam diyorsunuz.
siz kendinizi kanıtlamaya çalışırken ben kendimi doyurup uyuyakalıyorum, belki de hala içimdesiniz.
sevişirken bile sahtesiniz.


2 Ağustos 2018 Perşembe

tanrıça değilsin.

Kafanın içinde her biri ebeveyn banyolu 440 oda var.

Kafanın içinde tanışıklığınız sadece isimlerini biliyor olmandan ibaret olan insanlar, bir vincin altında ezilmeyi bekliyorlar. Her saniye biri... Domates gibi ezilip,patlıyor,yok oluyor.

Kafanın içinde her biri ebeveyn banyolu 440 odadan bazılarına yerleşmiş bir kaç ruh var.
Hayatlarını düzenliyor, hayatlarını doğru sıraya sokuyor, hayatlarını mutlu bir tiyatro oyunu sahnesine çeviriyorsun.

Kafanın içinde her biri ebeveyn banyolu 440 odaya yerleşmiş ruhlardan bazıları oyunu değiştirmek istiyor. Oyun çirkinleşiyor. Durum komedisinden hallice, kara mizah yüklü, seviyesiz çirkin bir gösteriye dönüşüyor.

Kafanın içinde her biri ebeveyn banyolu 440 odaya yerleşmiş, oyunlarını bozan ruhlara acıyorsun. Oyun basitleşiyor. Dram yüklü sahnelerden bezip, tüm oyunu yakmaya çalışıyorsun. Bazıları çok da güzel yanıyor.

Kafanın içinde her biri ebeveyn banyolu 440 odaya yerleşmiş,oyunlarını bozan bazı ruhlar daha parlak, daha değerli, oyunları kuşe kağıda basılı. Yakmaya kıyamıyorsun. Oyunun harcanmasını izlemek istemiyorsun.

Kafanın içinde her biri ebeveyn banyolu 440 odaya yerleşmiş,oyunlarını bozan daha parlak ruhların metinlerini masa çekmecesine kilitliyorsun.

Başarısız olduğun her oyunun acısını çekiyorsun. Çok nadir, hiç olmayacak kadar nadir, bağırıyorsun.

Kafanın içinde her biri ebeveyn banyolu 440 odada yankılanıyor sesin. Boğazın acıyor. En son çocukken boğazını çatlatarak ağlamış olmalısın.

Kafanın dışında ortak kullanım banyolu 2 odalı evinde karnını tutarak bağırıyorsun. Kapı çalıyor, komşularını meraklandırmışsın. Komşularına tanrıça olmadığını söyleyemiyorsun. Komşularının adını bile bilmiyorsun. Kapıyı kapatır kapatmaz bağırmaya tekrar başlıyorsun. Artık onlar da biliyor.
Kafasının içinde her biri ebeveyn banyolu 440 odada yerleştirmeye çalıştığın ruhlarınla kusurlu bir varlık olduğunu görüyorlar. Acın kimsenin umrunda olmuyor. Gözle görülen tek şey deliliğin. 

31 Temmuz 2018 Salı

romantizm taşlaması

İlk yoğun duygularımı lisede edebiyat öğretmenime duydum.Neredeyse -o adam haricinde- beni tanıyan herkesin bildiği bir hikayedir bu.
Onca benzer hallerimizle dururken yan yana, fikir dünyamın farklılığına hayretle beni izlerdi,ben de onu, merak meraka...

Sonra yazdığım hikayelere uyduramadığım hayatım, parmak uçlarımla değil, tırnak uçlarımla dokunmayı öğretti bana.

Sıradan fikirler besleyen,yetiştiren herkesten hep uzak kalarak sanki o ilk hikayemin akşını değiştirebilecekmişim gibi "farklı" kalmaya devam ettim, aksi gibi davranmak pekala kolayken...

Ne zaman azıcık okuyan, merak duyan, "farklı" zevkleri olan birini bulsam, tüketesiye kadar, tüketeceğimi bile bile, -umutla- selam verdim.Tüketmek fiili burada umutlarımla ilişkili olduğu kadar ve hatta ondan daha çok hayatımda bulunacakları süreyi tanımlıyor.

Ben böyleyim söylevimi tekrarlatmayan herkese yakınlık duydum.İç dünyamı belli sınırlarıyla paylaştım onlarla.

Katiyen göründüğüm kadar katı ve sağlam değilim aksine alelade bir zayıflık içindeyim.İkinci defa bu duyguları doğurduğum adam aynı sesle konuşup asla aynı manayı ifade edemediğimiz bir birliktelik yaşamıştı benimle.

Benim kabahatimdi.
Benim mi kabahatimdi?



İlk kez ondan duydum "S'li cümleyi"
İçi nedense boş duran bir seni seviyorumdu.
Şoke olmuş halde, ne yapacağını bilemeyerek makul bir cevap arayışı içindeydim. Kırmasam bu adamı desem de istediği cevabı alamamanın öfkesi asla terketmedi onu. Bir daha asla duymadım o sözü.Belki sevişirken bir fısıltı halinde ama ondan da emin değilim ki...Bana dokunuşlarındaki sertliğin acısını duymaktan, bu acıyı benimseyip ona daha sıkı sahip çıkma isteğinden mutluluk duyuyordum.Bana bıraktığı acıların hepsine sahip çıktım, bıraktığı izleri hep korudum asla iyileştirmeye çalışmadım.
Yine de tükettim.

Sonra bir daha...
Sonra bir daha asla...
Ve bir daha asla...

Oyun oynamaya vaktim yok, kendi yaşamımın ağırlığını kavramaya çalışmaktan...Ne duyuyorsam söylüyorum, ne yaşadıysam söylüyorum.Benim için tek bir gerçeklik var.
KELİMELERİN ÖZ ANLAMLARINI KULLANDIĞIMIZ GERÇEKLİK.
Ağır ya da hafif ama dolu dolu, acı ya da gülünç ama biteviye gerçek olan kelimeler...

Net bir gerçeklik sağlamaya çalıştığım hayatımda ne romantizme yer var ne de diğer lirik duygulara...
Gerçek duygularımla sarılıyorum size.Gerçek duygularımla iletişim kuruyorum.Kurmamamız daha iyiyse en baştan açık açık tüm gerçekliğiyle söylüyorum. Bana kendime yazık ettiğimi söylemeyin, bana neden böyle olduğumu sormaya cüret etmeye kalkmayın diye.

Neyseki beni rahatlatan Teoman'ın altı kalın bir gerçeklik mührüyle damgalanmış sözleri var;

Zaten bir gün her şey biter...
Kabul edenler, etmeyenler?

Kabul edilmiştir!

3 Temmuz 2018 Salı

3.7.18

Yüreğime zincirlenmiş ağırlıklar vardı.
Kurtuldum...
Çıkarıp attım acıtsa da kanatsa da sonuna kadar dayanıp 
Etime geçmiş dikenleri bir bir söktüm attım.
Bu kadar zor olmayabilirdi ben her zamanki ben olsaydım
Kolayca " tereyağından kıl çeker gibi"...
Trenlerim tek gidişlik artık, geri döneceğim yollara çıkmayacağım.
Bir ben varım bir evim.
Evim gibi bildiğim kalbim.
Aklımla sahip çıktığım tek varlığım.
Hayret çığlığı sessiz bir ninniye dönüştü zihnimde
Asılsız bir tanrının adını sayıklayarak uyutuyor 
Kalbim çok kolay inanıyor kalbim ellerimde
Ayırdığım saçlarımı  iki yandan ördüm 
Nasılsa bu masal da biter diye
Güzel hayaller büyüttüm.
Kurtuldum
Yüreğime zincirlenmiş ağırlıklardan.

13 Haziran 2018 Çarşamba

potayto! potahto!


Bugün çok neşeli uyandım, beni işe götürecek otobüsü beklerken dans ediyordum, inanabiliyor musun!
Dans etmeye devam ettim, otobüste, trende, yollarda, işte çay doldururken, işimi yapmaya başladıktan sonra ayaklarımla ritm tutarak hatta şu an bu yazıyı yazarken...
Yazmadıkça paslanıyor insan, iki lafı bir araya getiremiyorum, görüyor musun?
İçimde diyorum, burda, karnımda, hissediyorum, bir mutluluk var.
Belki, önceden kalan, belki geleceğe heveslenen...
Kocaman bir gülümseme var suratımda.

İzmir'de hava hep sıcaktır, insanlar hep sıcaktır, yollarda görüyorsun, saygılı beyfendiler, hür ve güzel hanımefendiler görüyorsun.
Bir şoföre selam veriyorsun, suratı aydınlanıyor, bütün neşeni paylaştığın yabancı, neşeni ikiye katlıyor. Nezaketle yol veriyorsunuz birbirinize. Bir şehre alışmak bu kadar kolay olmamıştı. 
Kim demişti acaba, evden çıkmadıktan sonra tüm şehirler aynıdır diye?
Öyle sahi..
Hadi çıkalım dışarı.
Güneşe doğru yürüyelim, gün batana dek, yanaklarımıza kırmızılar yerleşene dek yürüyelim.
Bugün "ben" olduğumu unuttum,
belki de aksine varlığımı daha derin algıladım.
Belki de iki durumda da hiçbir önemi yok, başım göklerde.
Saçlarım, aklımın havada oluşundan mı maviye özendi dersin?
Hadi yürüyelim, ayaklarımızın altındaki toprağı hissedelim,en son ne zaman hissetmiştin bunu?

Gönlümü kaptırdığım beyfendilerden biri olan Fred Astaire'nin filmlerindeki gibi olacak,
 birden hep beraber dans etmeye başlayacağız, mutluluktan eteklerimiz uçuşacak gibi hissediyorum. Keşke eski filmlerin, eski kitapların kurgu dünyalarına girebilsek, sonsuza dek orada yaşamak isteyeceğim bir kaç seçeneğim var.
Hadi dans edelim!



6 Mayıs 2018 Pazar

sevişirdik bazen

Bu yazıya başlarken ne çok dolduğumu düşünüyorum. Bana yazılmamış yazıların tümüne surat asıyorum sanki,sözünü almadığım tüm içtenliklerin sızısını hissediyorum. Ortadan ikiye yırtıyorum bedenimi, herkes için başka bir ben, başka bir öykü. Beraber yazamadığımız tüm öykülerin yerine...

Karnımı avuçluyorum, avuçlarımda sahipleniyorum kadınlığımı. Varlığının hem ağır hem de aynı anda hafifletici olabilen hacmini duyumsuyorum. İnsanlıklarına faydası olacağını düşündüğümden paylaştığım kimseler oldu, kadın olduğumu çok sonra fark ettim. 

Sen aklıma koyana kadar, kapını bana ait olan bir anahtarla açmanın hayali kurmadım hiç. Aynı akşam aynı kokuları aynı atmosferden içimize çektiğimiz, kitap okurken seviştiğimiz,aynı tatları tattığımız fakat asla aynı hisleri duyumsamadığımız akşamları paylaşırken, alıştırdığın bir oyun olduğunu farketmemiştim henüz.


24 Şubat 2018 Cumartesi

geri dönüşler yok.

Selen bana bir saksı aleo vera getirdi. Kökleri tutunca çoğalırmış. Kökleri toprağa tutunmalıymış. Direkt konuya girmek gibi olmasın, başarısız olduğum ne çok kök salma girişimi var!

2009'da burada yazmaya başladım. 15 yaşında kafası karışık bir çocukmuşum. Benimle yaşıt pek çok aklı cinsel organıyla yer değiştirmiş kimse çoktan bir yerlere kök verdi, tutunduğu yetmezmiş gibi çiçek de açtı. Hep yeni saksılar,yeni tohumlar denedim, kuruyup boynu bükülene kadar gövdemin, hep denedim.

Selen benim bölüm birincisi arkadaşım, bu şekilde tanıtılmayı hak ediyor, çok çalışıyor.
Selen benim arkadaşım, bu şekilde tanıtılmak için geçmişinde ne günah işledi bilmiyorum.
Selen.
Ödediğim ağır kefaretten sonra hayatıma giren serin bir soluk, aklımı doldurup aynı hızla boşaltan huzur dalgası.

Kendime değilse de size borçluyum yazmayı. Yarım yamalak cümlelerim, avuç içi kadar kelimelerimle yazma işine kendimi layık görmüyorum zira.
Artık görmüyorum.
Neye koşsam adımlarım eksik, neye meyil etsem; fikrim, hevesimden seviyelerce aşağıda.

İçimi dolduran özgürlükle Bornova sokaklarında hayalini kurduğum yazarı aramak gibi, hiç tanımadığım, sesindeki heyecanın beni görene kadar süreceğini bildiğim bir adama kapımı aralamak gibi, durup dururken bir şehri terk etmek gibi heyecanlarım yok artık.
Mutluyum.
Mutluluk beni öldürüyor. İçim ölmüş, içim yazmıyor,üretmiyor. Sadece rüya gördürüyor. Uzun uzun koştuğum,yeni şehir haritaları çizdiğim,uçtuğum,sevdiğim rüyalar...Rüyalarımda sen de beni seviyorsun...

Mutluluğumu sabote etmek için pek çok şey yapıyorum. Beni neden böyle sevdiğini anlamıyorum. Birlikte bu kadar mutlu olabilmemiz başka herkese, her şeye haksızlık sanki. Başkalarını istediğimi söyledim,olur dedi. Hep yanımda kal dedim,olur dedi.Sadece sözlerle olsa da her şeyi düzeltme kudreti iki dudağımın arasındaymış gibi davrandı. Konu bu değildi.
Kendimle ne kadar çok çelişiyorum,ne kadar zorlanıyorum, cılız köklerimi ne de ürkekçe bırakıyorum kimse görmüyor.
İyi ki yalnızlığıma kimse dokunmuyor.


bilme.

Only love can hurt like this...

Kendimi çevreledim. Sımsıkı kapattım. Güneş almayacak duvarlarla ördüm. İçerde neler oluyor bilme. İçerde neler ölüyor bilme.


26.5.15

Hiçbir bok bilmeyip, az konuşup çok bilir görünüyorum.
Hiçbir şey değişmedi.
Ayın yirmi altısı...
Evrende herkesin bir köşesi olduğunu düşünürdüm.
İkinci bir köşe edindim iki gün önce.
Sevgi'nin tabiriyle gri kedimle öldüğüm köşe...
Banyoda bayılacak olduğumu hissetmiş olmalı.
Hiçbir şey hissetmiyorum.
Farklı bile hissetmiyorum.
Kokusunu özleyeceğim adam başka bedenlerden geçip, başka bir sevgiye tutulup kalmış.
Bense kimseyi sevememişliğimle ordaydım.
Hisleri kolay kılıp fiziksel acıyı ikiye katlayan şey bu muydu?
Günlerdir rüya görmüyorum.
Biliyordum.

12 Eylül 2017 Salı

sen de sıkılmadın mı yalanlardan?

Buluştuğumuz akşamlardan birindeydi,gece yarısı olmadan beni eve bırakırken, "kimsenin seninle isteyerek arkadaş olduğunu düşünmüyorum" demiştin. Haklı olabileceğini bildiğimden,içten içe kan bağım olan insanlarla bile aramda sevgisizlikten mütevellit kasım soğukları estiğini bildiğimden, veda öpücüğünü yine de kondurmuştum dudaklarına.
Onca zaman geçti üzerinden, hala herhangi birinin benimle arkadaş olmaya cür'etini anlamadığım gibi, onca zamandır hala nezaketen tüketicilik olarak adlandırmadığımız bu pragmatik birlikteliklerimizin neye göre başlayıp bittiğini düşünmeye de yeltenmedim.
Kızmadım,bil istedim.

Her şeyin başı merak.

Havasını soluyarak büyüdüğüm bu şehirde,yalanlardan ve kullanılmaktan yorulmuşken seni bulmamın nedeni de buydu. Yüzmekten kesildiğim anda o korkunç açıklıkta bana uzatılan el seninkiydi. Acılarımızı bölüşüp bir olma hayali gütmüştük bir süre. Sonra birdenbire...
Sonra birdenbire, beni çeken el, yine beni o soğuk boşluğa bıraktı.
Neden bilemedim.Neden soramadım.Neden düşünmek dahi istemedim.
İstediğin ruh olmadığımı düşündün belki,bilmek istemedim.
Kırılmış bir kalbin neler yapabileceğini bilemezsin.
Sanırım bu kadarına tahammül edebilirdin.
Kayboldun,hiç olmamış gibi.
Ama,
Kızmadım bil istedim.

Her şeyin başı kendi ruhumuza eş tutabileceğimiz birini bulmanın hayali.


Sadakatini yalnız kendine bağlamışken biri, ondan tüm geçmişini sunmasını isteyemezsin.
Gelecek tek bir gecede yazılamayacağı gibi, geleceğinden ölesiye korkan birine her şeyin daha iyi olacağına inandıramazsın. Geri alacağını bildiğin bir  bağımsızlık umudu verdikten sonra bunun beni neye dönüştüreceğini bilmeden bana gelmemeliydin. 
Uzun kızıl saçlarını saçlarıma doladıktan sonra, gülüşüne beni kattıktan sonra, benden daha fazlasını isteyeceğini bilmem gerekirdi.
Yine de,
Kızmadım ne sana, ne bana.
Bil istedim.

Bizi bizden daha iyi kim anlardı ki zaten?
Sen de sıkılmadın mı yalanlardan?



1 Haziran 2017 Perşembe

ben bu yazıyı sana yazdım

Yazmayı kolaylaştıracakmış gibi bakıyoruz boş sayfaya.Bakmanın yardımı olmadığını anlayana dek aklımızdan olup bitenlerin yanında "olsa ne de güzel olurdu"lar geçiyor. Yazmaya hala faydası yok. Acılar yazdırıyordu, mutluluk yaramıyor.
Mutluluk,korkutuyor.
Mutluluk,mutsuz ediyor.
Mutluluk büyütüp adam ettiğin davranışlarını,hislerini,tepkilerini,kendine ezberlettiğin değerleri sikip atıyor.
Kalabalığa çıkamadığında anladın.Sıradan bir pazar yerinde, sıradan bir metro durağında,kampüste,koridorlarda anladın. Değişmek, sayfaları art arda örttüğün defterler gibi değil,birinin üzerini kapayınca yeni bir sayfaya öylece geçemiyorsun.
Artık teşbih de yapamıyorsun. En azından şu noktada hatırlamaya çalışıyorsun. Kimi zaman bilgisayar başında kimi zaman küçük mavi defterinin başında geçirdiğin geceleri,selamladığın sabahları hatırlamaya çalışıyorsun. Yürüdüğün yollarda geride nelerini bıraktığını arıyorsun.
Bunun hakedilmiş bir mutluluk olduğuna bir türlü inanamıyorsun.
İkna olman için canının yanması mı gerek? Başta onun da ödemesini yapmadın mı peşince?

Etraf yüzüne hiç bakmadığın, isimlerini bile öğrenmeye zahmet etmediğin insanlarla kaynıyor. Hepsinin bunun için bir sebebi olduğuna inanıyorsun. Dostluklar da kardan adam gibidir,eriyecekleri bile bile inşa edilir. Şans verdiklerin de oldu; sana dair merakları geçene kadar ya da bir kadın bedenini tattığını öğrendiklerinde değişmelerine kadar...En açık görüşlü, en "pff toplumsal cinsiyet rolleri çok saçma, pozitif bile olsa cinsiyetçiliğe katlanamam" diyenler bile "aman yahu sonra bize de sulanmasın" gibi bombok laflar edene kadar, insan tanımaya kapılarını araladığın olmuştu. Kimse istediğini veremedi,kimse beklediğinden bir adım ileri bir insan olamadı. Kimse olamıyorken hak edemediğini düşündüğün bu güzel hikayede o nasıl oldu da esas oğlan oluverdi?
Sahiller gezdin,şehirler gezdin,bilmediğin caddelerde yürüdün,tanımadığın insanların arasında sırf o yanında diye korkmadan, hiçbir şeye aldırmadan kaygısızca yürüyebildin.

Birbirimize yetiyor olmanın verdiği rahatlıktan,sevişmenin tadından,hep bir şeyler öğreniyor olmanın verdiği huzurdan,senin kadar uzay-zaman kaçığı oluşundan...

Sebepleri de var. Görünülüyor,dokunuluyor,tadılıyor...
Yine de korkuyorsun.
Tuzak bunlar diyor, şu an mutlu olduğun için gerçekten mutlu olduğunu sanıyorsun,yara alacaksın diyorsun.
Sevdiğin tüm adam ve kadınlar ölü,daha ne olsun?

İçinde sönmek üzere bir kaçma isteği duruyor hala, sönmek üzere de olsa titrek bir alev olduğunu bilmek kemiriyor içini.
Birilerini,bir şeyleri seviyor olmak ağır,hiç sana göre değil.
Sevdiğin tüm adam ve kadınların ölü oluşu bundan...

7 Ekim 2016 Cuma

blue is the warmest colour

Gelecek kaygısı fazla etkiledi,gelecek kaygısı olmaz olası hikayelerde adımı esas kız rolüne yazdırdı. Mutlu olduğuma o denli inandırdım ki kendimi, düşünmedim bile.Epeydir kafamın içinde bile kısık sesle konuşmaya çalışıyorum ya zaten.

Neden her seferinde böyle olduğunu bildiğim halde uzun soluklu yaşamaya kalkıyorum bu süreçleri? Kiminle 3 günden fazla yan yana kalabildin ki? 

Kronikleşti adeta, 3 ayda bir kaçıp gitme isteği yanıyor içimde. Sırf kendime yalnız kalabileceğim bir alan yaratmak için,bunun böyle olacağını biliyorduk,evet.

Evrimimi kafası karışık bir mandalina olarak tamamladım,ilerleyemiyorum.
Saçlarımı boyadığımdan bu yana daha kırılganım. Mavi ne hüzün doluymuş meğerse. Ağır mutluluklar gelirken arkasında o piç huzursuzluğu saklamasa...Bile bile buyur etmesek.

Öldürdüğüm adamlar vardı,her sabah çayını doldururken içine kötülükler ektiğim,başka kadınların,başka hikayelerin sadist karakterleri oldular şimdi. Hiçbirini geri almak istemem. Yaptığım her şeyden memnunum.Fakat anlarlardı,dert ettirmezlerdi, çaylarını yudumlayıp,her şey kötüleşmeden çekip giderlerdi. Karşılıklı bir anlayış söz konusuydu.

İstediğim şeyleri yazamıyorum. Senin de ne hissettiğini bilmiyorum ve doğrusu kendimin de.Uzanalım geçsin.

19 Ağustos 2016 Cuma

Varoluşsal kaygılarım olmadı hiç, internette öyle pat diye karşıma çıkan testler yalan söylüyor.Basit bir kelime oyunu yapacak olursak benim "yok olamama" gibi ağır hayal kırıklarım oldu.
İnsan bedenime hiç sığamadım kendimi bildim bileli. Yüce tanrının basit tasarımı...Şu an öğretmenlerimden biri umutsuzlukla yüzünü kapadı.

Kışı özledim,kışı yaşamaya ihtiyacım var. İçimin ısındığı anda değişiveren duygularımı yeniden canlandırmak için.Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, kumsalda ayak izlerinizi sonsuza dek bırakamıyorsunuz, ne kadar uğraşırsanız uğraşın insanların kafasında canlandırdığınız modelinizi değiştiremeyeceğiniz gibi.Boşalma ve yeniden ihtiyaç duyma arasında birbirimizi unutacak kadar ne yaşadık? Herkes neden bu kadar sevgisiz ve acımasız oldu? Şu an "bu seni son görüşüm" deyip sıkı sıkıya sarılmaya çalıştığım adam ne kadar ciddi olduğumu anladı...

Bir gün hepinizin hikayesini anlatacağım fakat o gün bugün değil.

Bugün aklımızdan dilimizin ucuna acı acı akıp orada kalan kelimelere üzülelim birlikte.








1 Mayıs 2016 Pazar

“İnsanlarla yollarınızın sonsuza kadar ayrılmasının ne kadar kolay olduğunu fark ettiğiniz an şok olursunuz. İşte bu yüzden, yanınızda olmasını istediğiniz birini bulduğunuzda bunun için bir şey yapmalısınız.” 



Yapmadınız.

12 Mart 2016 Cumartesi

im not human at all have no heart...

Yanlış bildiklerimiz doğru devam eder mi?
Eder, Selim.
Onca şeyin üstünü örtmedik mi,bunu da örteriz?

Yaralarımızı nasıl kapasak?
Görüp anlayacaklar, bu yaralar hikayeyi doğruluyor diyecekler...
Bundan da kaçarız elbet,
Kaçarız değil mi Selim?

Bilseler, içimdeki öfke dolu Lilith'ten nasıl kaçtığımı belki hak verirler de...
Vermeseler ne çıkar,
Yaşanmışlıklar yeterince hırpaladı ya...

3 Ocak 2016 Pazar

sizi bilmem ama benim aklım kaçtı.



(şu şarkı eşliğinde okumanız tavsiye edilir.)


Onlarca şeye veda ettim bugüne dek, bir çoğuna gerisin geri merhaba diyeceğimi bilerek..
Peşine düşüp özlemini çektiğim kokular oldu,
Kafamda seslendirip birkaç zaman sonra gerçek olduğuna inanmaya başladığım hikayelerim,
Hayır,şizofren değilim.

Bir kadının hayatında çoğunlukla doğruluğundan kesin olduğu siyah fikirleri vardır,
Bir kadının hayatında genellikle bile bile düştüğü yanlışlar,
Bir kadının hayatında bazen müdahale edilemeyecek hale gelen olaylar,
Bir kadının hayatında her zaman onun hayatını sikip atan bir adam, vardır.

Benim perspektifimden, o adam önce babam oldu.
Defalarca "artık görmek istemiyorum bile" deyip "geleceğim" dediğinde sevincimi gizleyemediğim.
Her seferinde biliyordum, en iyisini umduğum halde en kötüsünün başıma geleceğini.
Hayır,terk edilme korkularına dayalı bir hikaye değil bu.

Berbat merhabalar yerine iyi karar verilmiş elvedalara yazılmış bir hikaye.
En başta bunu yapmalıydım,yeniden yeniden yeniden merhaba diyebilmeyi ummak yerine elveda demeliydim,her şey bambaşka olabilirdi,çünkü sonra her şey böyle devam etti.
Tanıdım, alıştım, farkettiğim anda kaçmaya çalışıp hoşçakallardan oluşan kemkümleri düşürdüm dilimden ama öyle zayıf oldular ki kendim bile inanamayıp yeniden merhabalara döndüm.

Zaafımı farkedenler elvedalarıma aldırmadı, ama ciddiydim sevgili okur,yemin ederim her elvedam canımı yaktı,her seferinde ciddiydim. Her şeyden önce kendi iyiliğim için buna bir son verip esaslı bir elvedayla uzaklaşmam gerektiğini, kendi canımı yakmaktan zevk almayı bırakmam gerektiğini çok iyi biliyordum, biliyorum.

Karmasal açıdan sanırım babama biçtiğim ceza asla bitmeyecek.
Karmasal açıdan sanırım anneme biçtiğim ceza bitmeyecek.
Her yeni yıl gibi, bu yılda da büyük planların olduğu bir liste yaptım,sen de yaptın öyle değil mi sevgili okur?
Karmasal açıdan korkarım ruh sağlığım onu teslim ettiğim anda bana dönecek.

"biz aynıyız" cümlesine inandığım tek adam 3 yıldır ölü.
"neredeyse aynıyız" diyen adam her görüşmemizde ölesiye canımı yakıyor.
çoktan ölüp gitmiş biri her gece rüyalarına girip nasıl canını yaksın, bambaşka bir adam tamda bunu yapıyor.
duygusal şiddete maruz kalışlarım yorgunluğumu zilyon kat arttırıyor.

Hepsi kesin bir elveda edemeyişimden...
Kabul edip,veda etmeliyim bu adamlar öldü.
Kendime anlamsız şeyleri kanıtlamaya çalışmaktan vazgeçip,veda etmeliyim,o adam bana göre değil.
Oyunları bırakıp,veda etmeliyim,o insanlar hayatımı berbat etti.

Var mısın sevgili okur?
Canımızı yakan her şeye veda etmeye?
Her yarım kalmış hikayeye?
Her özlenen kokuya?
Her sonu olmayan umuda?

Yüzleşmek zorunda olduğumuz berbat elvedaların yepyeni taze merhabalara dönüşmesi dileğiyle,
mutlu yıllar canım okur...


8 Ağustos 2015 Cumartesi

"oğuz atay okuyan kişiler sevişmek istemez"


Gittin.
Çünkü kararlı olduğunda zayıflıkların bile alıkoyamaz seni yolundan.Bornova'ya giden dolmuşu birkaç dakika bekledin önce.Gelen ilk dolmuşta henüz kuşkularını dinlemekteydin,gönüllü kaçırdın.İkinci dolmuşla Üçkuyular Meydanı'ndan ayrılıp, uyku-mide bulantısı-durak kaçırma adına endişelenme ritüeline koyuldun.Hastane çıkışı metro durağına kadar Fever Ray'in İf i had a heart'ını dinledin.Çünkü sana seni hatırlatan şarkılardan daha iyisi yok yine kendini unutma çabalarında.
Şoför seni biraz ilerde indirdi.Korkmadın.Uzun zamandır yeni birini tanımaktan,kendini başka birine tanıtmaktan korkmuyorsun.Yüzeyselliği öğrendin,hiçbir  konuda açık olmak zorunda değilsin,özgürleştin.Telefon açıp etrafı sordun,üstünden otoban geçen köprünün hemen yanındaki karşılıklı Bornova Metro ve Eshot durakları arasında.Şehirde insanların ağırlığı bu çirkin betonlaşmanın yanında hiçbir şey olmalı.Öylesine bir doluluk.Nihayet şoförün bıraktığı noktadan gerisin geri dönüp onu buldun.Senelerin samimiyetini taşıyormuş gibi sarıldınız.Kalabalık binalara doğru yürüdünüz otoban köprüsünün altındaki taşlı yoldan.Yanyana duran birkaç apartmandan sondan ikinci olana girdiniz.Yağmur başladı.Yağmurdan korktuğunuzdan değil,gök gürültüsünden korkan iki küçük kız taşıdığınızdan içinizde.Asansörle altıncı kata çıkarken boğulur gibi hissettin.Eski yapıların asansörleri hep tabut gibi. Çok dar. Öpmedin.O da seni öpmedi. Eve girdiniz.Odasının camından manzarayı gösterdi sana.Solda Çanakkale'ye giden otoban sağda Evka4'ün ışıkları.Zaten İzmir bir geceleri güzel diye geçirdin içinden kimbilir kaçıncı kere.
Duvardan sayısız fotoğraf içinde Björk'ü seçti gözlerin.Sayısız kadın.Sayısız kadın uzvu.Müzik açıp kitaplığa daldınız.Kafka,Sylvia,Nietzsche,Tezer,Pavese ve dahasını görüp içten içe sevindin.
-İşte okuma zevki olan biri!
Hava kararırken  dans ettiniz.Ayaklarına bastın.Ensesini öptün,haz duydu.Yorulunca dizlerine uzandın.Burada küçük bir kız gibi davranmak serbest."Eski Bahçe-Eski Sevgi"yi okumaya başladın.Seni asyalılaştırmak istercesine göz kenarlarını okşadı.Hiç sevmedin ama seslenmedin.Yazabilen Yaratık'tan bahsettiniz.Fakat eğer lisenin ilk yılında henüz takip etmeye başladığın bu sıradışı yazarla bir gün karşılaşacağını hatta dans edeceğini ve dahi yorulup dizlerine uzanacağını söyleselerdi, bunu çok ütopik bulur,inanmazdın.Ama işte hepsi oldu.Akşam ilerledi.Sayısız cinayetler ürettiniz.Gece ilerleyip de seni evine ulaştıracak dolmuşu beklerken "Bugün ölmeyeceksin" dedi.Rahatlayacağın yere kırgınlık duydun bu sözüne. Nietzsche bıyıklarına,miyop gözlerini çevreleyen kare gözlüklerine baktın.
Bir daha gitmeyeceksin.

BİR ŞEY YAPMIYORUM DEME ÇARPICAM AĞZINA ŞİMDİ

Aradan on yıl geçmedi. Babannem öldü, haksızlık sona ermiş gibi hissettim. Doktora yapıyorum ama İşletme bölümünde değil, alanında. Kendimi ...